Okuma Etkinliği #6 - Şimdi Benimsin - Güneş Demirel | Yorum

6/17/2015, BY Buse Güler - 2 yorum:

Herkese merhaba.

Bildiğiniz gibi, Sihirli Kitaplık ile Okuma Etkinlikleri olarak Güneş Demirel’in Şimdi Benimsin kitabına okuma etkinliği düzenliyoruz. Son gün yorum sırası bana geldi.

Şimdi Benimsin, konusu ve başlangıcı nedeniyle gerçekten çok ince çizgide bir kitap. Eğer ön yargılarınız ile başlarsanız bu kitaba okurken hiç hoşunuza gideceğini zannetmiyorum. Ama ben hepinizi ön yargılarınızı bir kenarı bırakmaya davet ediyorum. Çünkü başlamadan önce güzel yorumlar da okudum kötü yorumlar da. Ben de en iyisi objektif olayım dedim ve tarafsız bir şekilde kitaba başladım. Sevdim mi? Evet.

“Elif arabanın içindeydi. Kafasını cama yaslamış ve yıkılmış gözlerle etrafı izliyordu. Onun bu yıkılmışlığının tek sorumlusu olan bense, bir kez daha vicdan denizinde boğuluyordum.”
-Fırat

Yorumuma geçmeden önce sizlere biraz konusundan bahsetmek istiyorum. Merak etmeyin, söyleyeceğim şeyler spoiler olmayacak. Zaten kitabın başlarında okuyacağınız şeyleri anlatacağım.
Elif, hemşirelik okuyor ve Ankara’da yaşıyor. Abisi Cemal Mimarlık okuyor ve aynı bölümde olduğu Beril ile orada tanışıyorlar birbirlerini seviyorlar. Fakat bir sorun var. Beril Diyarbakırlı , Ankara’ya okumak için gelmiş ve önceden Diyarbakır’da bir aşiret ağasının oğlu ile sözleri yapılmış. Ne aşiret ağasının oğlu ne de Beril birbirlerini sevmiyorlar aslında. Sadece ailelerin karar verdiği bir olay. Ama Beril, neler olacağını bile bile gitmiş Elif’in abisi Cemal’e kaçmış ve evlenmişler. Bu olanlardan, yani evlilikten, Elif’in ailesinin de haberi yok. Beril’in sözlendiği kişi Fırat’ın ailesi evlerini bastıkları zaman öğreniyorlar.

Fırat Diyarbakır’da bir aşiretin gelecekteki ağası. Beril, Cemal ile kaçtıktan sonra herkes ondan bir şeyler yapmasını bekliyor. Ya Beril ve Cemal ölecek ya da Elif’e sahip olacak. Bir nevi ödeşecekler yani. Aslında Fırat okumuş bir adam cahil değil. Ama işte öyle bir baskı var ki üzerinde. Töreler ne derse o olur! O da gidiyor Elif’i kaçırıyor ve daha sonra kızın ailesinin evine atıveriyor. Nasıl olsa gelip kızlarını bana eş yapmak isteyecekler diye. Ama işler Fırat’ın planladığı gibi gitmiyor. Her geçen gün vicdan azabı daha da artarken, Elif’in ailesi Fırat’a gelmiyor. Aksine, Elif’i başka biri ile evlendirmek istiyorlar. Fırat dayanamıyor tabii. Ailesi ve aşireti üzerinde çok büyük bir baskı kurmuş. O kız gelecek ve evin gelini olacak.

“Ne hissediyordum? İğrenme! Evet evet, tam olarak buydu. Kendimden, aşiretimden, insanlarımdan… Bizlere ilmek ilmek işlenen törelerden… Her şeyden iğreniyordum!”
-Fırat

Elif ilk başlarda kesinlikle reddetse de daha sonra kendi rızası ile Fırat’a gidiyor. Hayır, tepkilerinizi geri çekin. Kızımız aşık olup da Fırat’ın kollarına atılmıyor. Geçerli bir sebebi var ama burada söylemek istemiyorum belki spoiler olarak algılayabilirsiniz. Diyarbakır’a gidiyorlar ve hikayemiz de böylece başlamış oluyor. Fırat ve Elif’in hikayesi…

Elif, gerçekten hiç kolay şeyler yaşamadı. Belki de bir kadının yaşayabileceği en kötü, en iğrenç şeyi yaşadı. Elif gibi ben de Fırat’ı bu konuda hiçbir zaman affetmedim. Öncelikle Elif’in ailesinden nefret ettiğimi söylemem gerek. Sanki bu olanlar kızın suçuymuş gibi onu hor gördüler! Hele o abisi varya, adam değil o gerçekten. Beril deseniz, olacakları, töreleri bile bile gitmiş Cemal’e kaçmış. Gerçekten o aileyi hiç sevmedim ve hiç ısınamadım. Elif’in ailesinden sevdiğim tek kişi kardeşi Zeynep oldu. İlk başlarda Zeynep’li kısımları okurken gerçekten çok duygulandım. Daha sonraları da öyle…

Fırat’ın tarafına gelirsek, beni çok şaşırttılar. Ben geri kafalı, törelerden başka hiçbir şeyi bilmeyen kötü insanlar beklerken, aslında töreleri bildikleri halde modern insanlar ile karşılaştım. Hem bilgili ve modernler hem de törelerine, aşiretlerine saygıları var. Elif’i hiçbir zaman hor görmediler ve açıkçası kendi ailesinden çok çok daha yakın oldular. Gülizar anne ve Mehmet baba, Elif’i kendi kızlarından ayırt etmediler. Hepsi neler olduğunun, suçlarının farkındalardı. Elmas ve Kenan Fırat’ın kardeşleri, gerçekten çok iyi karakterlerdi. 

“Onu görmezden gelmeme kızıyordu, biliyordum. Bu aralar ondaki değişikliği fark etmiyor değildim. Bakışları değişmişti, davranışları da… Gün içinde işten de arıyordu beni. Birkaç kez, gece uyuduğumu sanıp yatakta beni izlerken yakalamıştım onu. İşte tüm bunlar beni korkutuyordu.”
-Elif

İlk başta da söylediğim gibi kitap konusu itibari ile çok ince çizgide bir kitap. Nasıl bakıp, ele alacağınıza bağlı. Çünkü ben bütün kitap boyunca Fırat’ın kendinden iğrenip, pişmanlıktan vicdan azabından kahrolmasını okudum neredeyse. Elif deseniz kesinlikle Fırat’ı affetmedi. Sadece o da Fırat’ı tanıdıkça, nasıl oldu, Fırat bunu bana nasıl yapabildi diye sordu hep kendine.

Güneş Demirel kalemi ile ilk kez bu kitapta tanıştım ve gerçekten yazarın sihirli bir kalemi olduğuna inanıyorum. Birkaç bölüm okumak için elime aldığım gece, gerçekten yorgunluktan ve uykusuzluktan ölüyordum. Biraz okuyup uyumak için almıştım elime. Fakat ben kitabı bırakabildiğim zaman saat sabahın 4.00’üydü. Uzun zamandır böylesine kitap okumamıştım. Gerçekten çok akıcıydı. Karakterler ise, kitaba başladığımdan beri sanki uzun süredir 
hayatımdalarmış ve oturmuş konuşuyormuşuz gibi hissetim. Kitapta Fırat’ı anlamamın nedenlerinden biri de kitabın hem Fırat hem de Elif’in tarafından anlatılıyor olmasıydı. Bu ayrıntı güzeldi bence.

Kitabın kapağı. Muhteşem! En iyi kapaklardan biri bence, çünkü kapaktaki adam tam bir Fırat. Daha iyi bir kapak olabilir miydi? Bilmiyorum. Bu gerçekten çok güzel. Zaten kitabımız ciltli, biliyorsunuzdur.

Kısacası ben kitabı beğendim ve tavsiyemdir. Bir puanı kitabın başındaki o kısımdan kırıyorum. 

Puanım:



Okuma Etkinliği #6 - Şimdi Benimsin - Güneş Demirel | Yazar'ın Diğer Kitapları

6/16/2015, BY Buse Güler - Hiç yorum yok:

Herkese merhaba !
Yazarımızın toplam yayınlanmış dört kitabı bulunuyor ve Ephesus Yayınları'ndan çıkan Aşk Kanatları kitabı hariç etkinlik kitabımız olan Şimdi Benimsin tekrar düzenlenerek basılmış. İyi ki de öyle olmuş çünkü ben kapağa bayıldım. Diğer kitaplarına bir göz atalım :)




Her insanın aynalara gösterdiği sadece bir yüzü, Kimseye söyleyemediği bin hüznü vardır... Mevlana Kardeş gibi büyüyen, hayatlarını çocukluklarından beri ayrılmaksızın geçiren Çiçek ve İpek de içlerinde binlerce hüznü barındırıyorlardı. Her daim birbirlerinin sırdaşı, dert ortağı, en büyük dayanağı olan bu iki genç kadın öylesine güçlü bir dostluğa sahiplerdi ki ölümün koyduğu engelleri bile aşacaklardı. Türk Edebiyatının genç yeteneklerinden Güneş Demirelin ikinci eseri SEN YOKKEN gerçek dostluğun, aşkın ve emek verildikçe artan bir sevginin hikâyesi. Duygu yüklü, sürükleyici ve bir solukta okuyacağınız bu romanı elinizden bırakamayacaksınız. 








Ben neredeyim, kimim, unutmam an meselesiydi... Kelimelerle tarif edemezdim, kalbim yerinden fırlayıp onun kalbini yakalayacaktı neredeyse... Sevmek ne garip şey... Alıp yüreğime bassam ya da öpsem doyar mıyım? 

Hayatı koca bir bilmece olarak görenler için nefes aldığımız her dakika aslında bir sürprize kapı aralar. O sürprizler bazen neşe bazen hüzün getirir bize. Aşk da o sürprizlerden biridir. 

Katran karası gecelere yatar, ansızın açan pırıl pırıl güneşli sabahlara uyanır insan. Yağmurun hayatına basit bir top darbesiyle giren Özgür, kalbi aşkla çarpan bir adamın bir kadının hayatına nasıl sürprizler taşıyabileceğinin kanıtı adeta. Can dostu Sunanın güvenli limanına sığınmış, kendini fazladan her türlü duyguya çok erken kapamış, gelecekten çok geçmişe bakarak yaşama yanılgısına kapılmış bir kadının adım adım yüzünü nasıl da aşka, sevgiye çevirebileceğini anlatan böyle hayatlar da var dedirten bir roman...

Edebiyatın genç ve güçlü kalemi Güneş Demirel yine en sahici duygularımızla yüzleşmemiz için sayfalar dolu süren bir serüvene davet ediyor bizi..





Bazı aşklar derin izler bırakır. Çekip gitmek yetmez unutmaya.

Kerem, gözlerinin içindeki ışıltıya yakalandığı an tutulmuştu Bade'ye… Bade aşktı… Hayattı… Nefesti… Ateşe dokunmaktı… Ona bakmak bile, ateşe âşık bir pervane gibi yanmayı kabul etmek demekti.

Bade her hücresiyle âşıktı Kerem'e… Hiç kimse onun gibi ürpertemezdi yüreğini, titretemezdi benliğini. Ancak Kerem'in korkuları, Bade'nin güvensizliği, ayrılığı davet etmişti aşklarına Ama ayrılmak, aşktan vazgeçmek değildi. Aşk bitmiyor, tutku dinmiyor, yürek söz dinlemiyordu…

Bade'nin yenemediği gururu ve vazgeçemediği inadıyla savaşabilecek miydi Kerem? Bir savaş mıydı ki aşk? Mutlu olmak için, diğer yarısının peşinden koşmalı mıydı insan? Susmak yerine, haykırmalı mıydı aşkı?







Okuma Etkinliği #6 - Şimdi Benimsin - Güneş Demirel | Ön Okuma

6/15/2015, BY Buse Güler - 2 yorum:

Herkese merhaba. 
Sihirli Kitaplık ile Okuma Etkinlikleri olarak yeni bir okuma etkinliği ile karşınızdayız. Bu etkinlik kapsamında Ephesus Yayınları sponsorluğunda bir kişiye Şimdi Benimsin kitabını hediye ettiğimiz çekilişe katılmak için tık tık :)

Çok yakında yorumum sizlerle olacak ama şimdilik ön okumaya bir göz atın derim :)

Sen - Selvi Atıcı | Yorum

6/14/2015, BY Buse Güler - Hiç yorum yok:

Herkese merhaba.

Çok güzel bir kitabın yorumu ile karşınızdayım. Selvi Atıcı – Sen kitabı dün gece bitti ve ben çok geçmeden yorumunu yayınlamak istedim. Açıkçası alıntılarını da ayrı bir yazıda yayınlayacağım ama ne zaman olur bilmiyorum. Çünkü yirmiden fazla alıntı çıkarmışım :D Daha çıkardı da bir süre sonra kendime artık “Dur Buse!” dedim. Alıntılar ne zaman gelecek belli değil ama en kısa sürede yayınlamaya çalışacağım. Fakat yorumumun sonuna bir iki alıntı ekleyeceğim, tadımlık olsunlar. Bu sıralar başımı kaşıyacak vaktim olmadığı için Sen’i bitirmem de biraz uzun sürdü. İnanır mısınız, son elli sayfayı üç günde falan okuyamadım.

Aslında nasıl bir yorum yazacağımı hiç bilmiyorum. Çünkü kitabın hepsini şuan size anlatmak istiyorum :D Eğer okumuş arkadaşlar varsa, yazabilirsiniz bol bol sohbetini ederiz  *-*


Öncelikle bu yazarın okuduğum ilk kitabı. Kimliksiz’ i arkadaşımdan almış ama uzun süre kitaplığımda bekletip geriye vermiştim. Çünkü yazı puntosu gerçekten çok küçüktü! Bu bir neden değil ama o sıralar pek bir şey okuyasım olmadığı için ona da başlamadım. Daha sonra bir kitapçıda Kimliksiz’ i gördüm, on liraydı. Küçük de olsa alacağım artık, derken bir baktım puntosu büyümüş :D Nasıl sevindim anlatamam. Sen’i okumak için önce Kimliksiz’ i okumak istiyordum. Aslında bir bağlantısı yok kitapların ama sırayı bozmayayım dedim fakat dayanamadım. Çünkü Kimliksiz’ i bir ablama vermiştim ve Sen geldiği zaman sabredemedim, başladım. Sevgili yazarıma da sordum, ilk önce Sen’ i okuyabileceğimi, sorun olmadığını söyledi.

Biraz sizlere konusundan bahsetmem gerekirse;
Süheyla, ben ona Demir gibi Sü diyeceğim, kardeşini banyolarında bileklerini kesmiş olarak intihar ettiğini gördüğü an adeta dünyası başına yıkılır. Aklında, kardeşinin intikamını almaktan başka bir şey yoktur. Çünkü kardeşi intihar edecek, yaşamına son verecek birisi değildir. Sü, artık ne yapacağını bilemediği için kardeşinin bıraktığı notu okudukça bir şeylerin yanlış olduğunu düşünür. Evet, kardeşi ona şifreli bir not bırakmıştır aslında ve Sü bir nevi bu şifreyi çözer. Kardeşinin bilgisayarındaki bilgilerden yola çıkarak İstanbul’a gitmeye karar verir. Kardeşinin ölümü ile bağlantılı olan kişilerden hesap sormaya, onlardan intikam almaya. İstanbul’ da annesinin eski aşkı Timuçin Bey’in yanında kalacaktır. Bu arada, elindeki ipuçlarından biri de girebilmek için gümüş karta sahip olmaları gereken bir mekân. Kızımız aslında o kartı arıyor diyebiliriz.
Timuçin Bey’in bir moda evi var ve Sü’nün annesi bir terzi olduğu için, kızımız bu işlere pek yabancı değil. Bir gün Timuçin Bey aniden rahatsızlanınca gelen müşteriler ile kendisi ilgilenmek zorunda kalır. Gelen müşterilerden biri kim dersiniz? Demir Mızrak.

Demir, son derece yakışıklı, karizmatik ve bir o kadar da sivri dilli birisi. Önemli bir konuşma yapacağı için kendisine kıyafet diktirecek. *O kıyafetin sonra ne halde olduğunu okuyunca epey gülmüştüm :D * Timuçin Bey rahatsızlandığı için onun asistanı Sü ile muhatap olmak zorunda kalıyor tabii :D Her neyse bizimkiler baya olaylı bir şekilde tanıştıktan sonra Demir cüzdanını yere düşürüyor ve Sü diğer kartların arasında aradığı gümüş kartı görüyor. Demir, telefon görüşmesi için dışarı çıktığı zaman kızımız dayanamıyor tabii ve cüzdanını karıştırmaya başlıyor. Demir ise onu o şekilde yakalıyor ve fotoğraflarını çekiyor, cüzdanını karıştırırken. Sonra Sü’ ye bir nevi şantaj yapıyor, bir gece yemek yemelerini söylüyor.



İşte tanışmaları bu şekilde oluyor. Olaylar ve daha bir sürü olaylar böyle devam ediyor. 
Süheyla öyle kitaplarda okuduğumuz sümsük, mızmız, salak kızlardan değil. Tuttuğunu koparan bir dövüş eğitmeni. Bu işin eğitimini almış ve bir salonu var zaten. Hele o sivri dili yok mu, okurken o kadar çok eğlendim ki.

Demir, Sü ne kadar sivri dilliyse o da öyle. Ucu açık ve anlamları başka yerlere kayacak cümleleri kurmaktan, ima etmek hiç çekinmiyor. Çiftimizi düşünsenize! O kadar iyiler ki, okumaya doyamıyorsunuz.

Kitapta sevdiğim noktalardan biri de, Sü’ nün hiçbir zaman davasından vazgeçmemesi oldu. Açıkçası ben, kardeşini kaybetmiş biri olarak, onu çok iyi anladım ve eğer Demir’e olan aşkı yüzünden intikam almayı falan unutup mutlu mesut yaşasaydı ona çok kızardım. En çok takdir ettiğim kısımlardan biri buydu. Çünkü genelde hep öyle olur. Kız, erkeği görünce bir anda tüm sorunlar ortadan kalkar ve geri dönülemez bir şekilde aşık olmuştur. Yok öyle bir şey, Sü öyle değil. Ayrıca birbirlerini gördükleri ve hoşlanmaya başladıkları ilk andan itibaren de yatağa atlamamalarını takdir ettim. Kitabın sonuna kadar aksiyon bitmiyor, sürekli ipuçları toplanıyor ve adeta bulmaca tamamlanıyor. Sonucu gördüğünüz zaman şaşıracağınıza eminim çünkü ben öyle bir şey beklemiyordum.

Renkli Kalemler Blog Turu'ndan alıntıdır :)
Demir, ah Demir. Ne desem ki onun için. O kadar… o kadar şey ki. Yani şimdi hangi sözcük ile anlatsam :D Eğlenceli, muzip ve bir o kadar da romantik, düşünceli, korumacı. Okurken göreceksiniz, o da hiç iyi şeyler yaşamamış. Aslında söylesem spoiler olur mu? Hayır olmaz.  Söylüyorum, sevgilisinin, evlenmek istediği kadının bir nevi ölmesine sebep olmuş. Yani aslında olmamış ama o öyle hissediyor. Hem de hamileymiş. Ama kızın salaklığı o yani. Ben o konuda Sü ile aynı fikirdeyim. Kız bencilin tekiymiş. Ölürken de Demir’den bir söz istemiş, işte sadece benim kalacaksın diye. Demir de ölümünden kendini sorumlu tutuyor ve yeminini bozmuyor, Süheyla’ya deli gibi aşık olsa bile. Demir, kıyamam bu yeminini çiğnememek için neler çekiyor bir bilseniz, işte bilmek için okuyun bu kitabı :D 

Ben diğer karakterleri de sevdim. Demir’ in abisi Çelik ve Timuçin Bey. Gerçekten güzeldi. Bir sonraki kitap sanırım Çelik’in hikâyesi olacakmış ve ben onu heyecanla bekliyorum!
Sanırım blog tarihimin en uzun yorumunu yazdım ama bu kitap hak ediyor :D Bir de bu sıralar ben hep tur veya etkinlik kitaplarını okudum, onları da çok sevmiş olsam bile SEN bana ilaç gibi geldi adeta sanki nefes aldım.

Kitabın eksi yönlerine gelirsem eğer, ben sadece kapağı beğenmedim. Yani o kapaktakiler benim kafamdaki Sü ve Demir değiller. Ama kitabın iç kısmındaki matruşkalar, kitabın ayracının bir muşta olması, bunlar çok ince şeyler ve çok güzeller. Yazarın dili son derece akıcıydı. Redaksiyon kısmında ise birkaç yerinde sıkıntı vardı, o da nazar boncuğu olsun diyelim.

Selvi Atıcı kalemi ile böyle güzel bir kitapla tanışmış olmaktan son derece mutluyum arkadaşlar. Selvi abla ile daha önce bir konuşmuşluğum olmasa bile o kadar samimi ve yakın davrandı ki, son dönemdeki bazı burnu havada yazarlar ile alakası olmadığının garantisini verebilirim. Her mesajıma cevap verdi ve Sen için çektiğim her fotoğrafıma yorum yaptı, çok ilgili sağolsun ^-^
En kısa zamanda Kimliksiz’ i okuyacağım diyor ve eğer hâlâ yorumumu okumaya devam ediyorsanız, bu uzun yorumu okuduğunuz için size çok teşekkür ediyorum. Eğer henüz almadıysanız, alın ve okuyun arkadaşlar, kesinlikle tavsiyemdir. Mızmız, sümsük kızlardan bıktıysanız Sü ve Demir size ilaç gibi gelecektir.  

Sevgiler.

Puanım:




“Bir gün, dünyanın senin etrafında dönmediğini fark edeceksin! Ve sırf fark ettiğin o an sana gülebilmek için hemen dibinde olacağım!”
Demir, güldü. Bu Süheyla’ca ‘ Ömür boyu dizinin dibinden ayrılmayacağım, canım aşkım!’ demekti.

***

“Sen-“
“Ben, sana tapan adamım. Ben, özleminden aklını kaçıracak olan adamım! Ben, seni görebilmek için televizyon kanallarında rezil olmayı göze alan adamım! Kahretsin, Sü! Ben, hayatını seninle geçirmek için yanıp tutuşan adamım! Ben, senin sevdiğin adamım!”

***

“Beni bir virüs olarak düşün. Şansına iyisinden ya da kötüsünden… Sana yayıldım. Bedenine, ruhuna  ve istesen de istemesen de kalbine sızdım. Beni atamazsın! Benden kurtulamazsın! Çünkü ben, senin ömür boyu katlanmak mecburiyetinde olduğun virüsünüm!”
“Keyfin bilir.”
“Tapıyorum. Sana. KADIN!”