Çirkin Aşk - Colleen Hoover || Yorum & Alıntılar

10/31/2015, BY Buse Güler - 4 yorum:

New York Times'ın çok satan yazarı Colleen Hoover yürekleri sızlatan yeni bir aşk hikâyesiylegeri dönüyor.
Tate Collins havayolu pilotu Miles Archer'la tanıştığında, bunun ilk görüşte aşk olduğunu düşünmez. Birbirlerini arkadaş olarak görecek kadar bile iletişim kurmazlar. Tate ve Miles'ın tek ortak noktası birbirlerine karşı inkâr edilemez bir çekim hissetmeleridir. Tutkularını açıkça ortaya koyduklarında, kusursuz bir planları olduğunu anlarlar. Genç adam aşk peşinde değildir, genç kadının ise aşka ayıracak vakti yoktur, geriye sadece seks kalır. Tate, Miles'ın ona sunduğu iki kurala uyduğu sürece anlaşmaları şaşırtıcı bir şekilde sorunsuz olacaktır.
Asla geçmişim hakkında soru sorma. Bir gelecek bekleme. İdare edebileceklerini düşünürler, ama çok geçmeden bunun hiç de kolay olmadığını anlarlar.
Kalplere sızılıyor.Sözler bozuluyor.Kurallar çiğneniyor.Aşk çirkinleşiyor.

Herkese merhaba :)
Yeni bir kitap yorumu ile sizlerleyim, nasılsınız? Ben çok iyiyim, Çirkin Aşk bana çok iyi geldi. Öncelikle hiçbir şeyden bahsetmeden önce şunu söylemem gerek. Beş puan verdiğim ve çok sevdiğim kitaplar dahi olsa son zamanlarda farklı bir kitap okuyamama durumundaydım.Çirkin Aşk'a gece yarısı bir iki bölüm okumak için başladım ve elimden bırakabildiğimde yarısını okumuştum. Sonra da kitap yirmi dört saat içinde bitti. Yirmi dört saat! Bu sizler için normal olabilir, fakat benim bu kadar kısa sürede bitirdiğim ikinci kitabım oldu bu, düşünün artık :D 

Evet şimdi biraz konusundan bahsedip yorumuma geçebilirim. 
Kitap kızımız Tate'in abisinin yanına taşınması ile başlıyor. Tate hemşirelik okuyor ve bir iş bulana kadar abisinde kalacak. Eve geldiği zaman kapıda sırtını kapıya dayamış bir şekilde uyuyan birisi ile karşılaşıyor. Uyandırmaya çalışsa da başarılı olamıyor çünkü kapıdaki kişi epey sarhoş. Corbin'i yani abisini arayıp durumu anlattığında bir şekilde içeriye girmeyi başarıyor fakat uyuyan kişi bu sırada biraz ayılır gibi oluyor ve eve girmesi gerektiğini söyleyip Tate'in ayak bileğine yapışıyor. Kızımız kendini zor kurtarıp içeriye giriyor ve hâlâ telefonda olan abisine içeriye girdiğini fakat bir problemi olduğunu söylüyor. Bir sorun var evet. Tate içeriye girdi ama eşyaları dışarıda kaldı. Corbin, ona beklemesini ve karşı komşusu Miles'ı arayacağını olayı çözeceğini söylüyor fakat ne oluyor dersiniz? Miles, kapıdaki kişi çıkıyor. Durum böyle olunca Tate, Miles'ı bir şekilde içeriye taşıyor. Tate ve Miles'ın ilk tanışmaları bu şekilde oluyor, tanışma denilirse tabii. 
  • Miles her şeydi.
    Birinden hoşlanmaya başlayan biri için durum böyleydi. Hiçbir yerdeydi, sonra birden her yerdeydi, istesem de istemesem de.

Miles Archer, Tate'in abisi Corbin gibi bir havayolu pilotu. Geçmişinde yaşadığı şeylerin gölgesinden kurtulamamış, acılarını içine gömmüş ve kalbine buzdan duvarlar örmüş bir adam. Tate ile o gecenin sabahında karşılaştıklarından beri aralarında ikisinin de inkâr edemeyeceği bir çekim oluşuyor. Fakat Miles kalbini ve kendisini bir ilişkiye, gelecek vaat eden bir aşka kapatmış durumda. Bu yüzden açık açık baştan Tate'i istediğini fakat ona bir gelecek veremeyeceğini eğer kabul ederse bu işin sadece seksten ibaret olacağını söylüyor. Tate kabulleniyor, Miles kabulleniyor. Zannediyorlar ki bu böyle kalacak, tabii ki kalmayacak. Tate için bunun bir aşka dönüşeceği belki de en başından beri belliydi fakat Miles bunu başlarda kabul etmese de, daha doğrusu edemese de aralarındaki şey sadece seksten ibaret olmuyor.

İşte kitap böyle. "Buse, çok fazla anlattın!" gibi düşüncelere kapılmayın, gerçekten spoiler vermedim. Ya da çok fazla bahsetmedim. İçinizi rahat tutun :D
  • Ensemi daha sıkı kavradı... ve sonra beni öldürdü.
    Ya da öptü. İkisinin de üzerimde aynı hissi bırakacağından emin olduğum için hangisi olduğunu anlayamadım. Dudaklarını hissetmek her şeydi. Hem yaşamak hem ölmek hem de yeniden doğmaktı.
    Yüce Tanrım. Beni öpüyordu.

Kitap Tate ve Miles'ın bakış açısından anlatılıyor. Miles'ın tarafından anlatılanlar altı yıl öncesini anlatıyor. Bu şekilde onun geçmişine gidip neler yaşadığını görebiliyoruz. Miles'ın anlattığı kısımlar şiir gibiydi. Öyle bir anlatım tarzı vardı. Duyguları, düşünceleri çok temiz bir şekilde aktarılmıştı bana göre. Tate'in anlattığı kısımlara gelirsem, tahmin ettiğiniz gibi o günümüzü anlatıyordu. Miles'a karşı hissettikleri, kendisini aptal bir kız olarak görmesine rağmen ondan vazgeçememesi... Karakterleri ile dolu dolu bir kitaptı bana göre. 

Miles çok başka bir karakter oldu benim için. Okuduğum ilk kitabındaki bir Dean Holder belki evet ama Miles Archer da çok çok iyi bir karakter olarak zihnimin bir köşesinde yerini aldı. Geçmişte yaşadıklarını okurken çok etkinlendim. Sonlara doğru, Miles'ın neden bu şekilde kendine buzdan duvarlar ördüğünü öğrenirken nefesimi tutarak okudum sayfaları.
  • Bana ulaştı. Güzel kokuyordu. Elma gibi. Yasak meyve.
    "Bana benim evimde ders çalışıp çalışamayacağını sor," diye fısıldadı.
    Kafamı salladım, az önce olanlardan sonra neden böyle bir şey istediğini merak ediyordum. "Evinde ders çalışabilir miyim?"
    Sırıttı ve alnını dudakları kulağımın üzerinde olacak şekilde başımın yan tarafına yaklaştırdı. "Kardeşinin yanında sormanı kastediyordum," dedi hafifçe gülerek. "Böylece seni oraya göndermek için bir bahanem olur."
    İşte bu utanç vericiydi.

Ayrıca diğer karakterlerden seksenli yaşlarındaki Samuel yani Kap, çok sevdiğim birisi oldu. Tate ile konuşmaları, birlikte zaman geçirmeleri çok güzeldi. Okuyanlar bilir, sonlarında Miles ile olan durumları şaşırmama sebep oldu. Kap dışında Tate'in abisi ve Miles'ın çocukluk arkadaşı Ian da iyilerdi :D Hatta Ian'ın sonlara doğru Miles ile yaptığı konuşma çok iyiydi :D Afferin Ian dedim içimden :D Dillon, pek sevmediğim bir karakter oldu. Sırnaşık herif. Rachel'a gelirsek. Ah, aslında onunla ilgili ne düşüneceğimi pek bilmiyorum. Ona hak veriyorum fakat bana göre kitabın sonunda Miles'ın yaptığını daha önceden Rachel'ın yapması gerekiyordu. Miles ile konuşmalı ve onu bu durumdan kurtarmalıydı. Racher tamamen bencil bir kadın bana göre. Evet üzüldüm yaşadıklarına, o da haklı ama dediğim gibi Miles'ın bu şekilde yaşamına devam etmesinin nedenlerinden biri oydu. Her halde Miles'ın her şeyi arkasında bırakıp güle oynaya hayatına devam edeceğini tahmin ediyor olamazdı değil mi? Onu en iyi tanıyanlardan biri o. Bu söylediklerim okumayanlar için anlamsız gelebilir ama sadece şunu söyleyebilirim Rachel geçmişten bir karakter. Miles'ın gölgesinden kurtulamadığı karakterlerden. 
  • "Sana bir soru sorabilir miyim, Kap?
    Kafasını sallayarak sorabileceğimi belirtti. "Soru sormayı sevdiğim kadar bana soru sorulmasını da severim."
    Ayakkabılarıma bakıp bir ayağımı diğerinin üzerine attım. "Sence bir erkeğin aşkı tekrar tatmayı istememesine ne sebep olabilir?"
    Kap en az beş kat boyunca soruma yanıt vermedi. En sonunda ona baktım, gözlerini kısarak bana bakıyordu ve aralarında daha çok kırışıklığın oluşmasına neden oluyordu. "Sanırım bir erkek aşkın çirkin yüzünü gördüyse, onu bir daha tatmak istemeyebilir."

Kitabı çok ama çok sevdim. Yazarın okuduğum ilk kitabı Umutsuz'du. Ondan sonra da Yeni Bir Umut'u okumuştum ve Colleen Hoover benim favori yazarlarımdan biri olmuştu artık. Zaten ülkemizde yayınlanan bir de Çarpılma kitabı var, o da benim kitaplığımda okunmayı bekliyor. Hemen okumayacağım tabii ki! Elimdeki Hoover kitaplarını bitiremem :D Biraz zaman geçsin, ondan sonra.

Yazarı okumayalı epey olmuştu gerçekten. O süre zarfında çok güzel kitaplar okudum. Çok sağlam karakterler ile tanıştım fakat Colleen Hoover karakterleri... Özlemişim. Kitabı okumaya başladığımda sanki nefes aldığımı yeniden hissettim. Yazarın kalemini çok seviyorum, çok çok akıcıydı kitap. Zaten bir günde bitirdim demiştim. Ama tabii orijinal halini okumadığım için çevirinin de gayet akıcı olduğunu söylemem gerek. 
  • İkimiz de gülümsüyorduk. Yüzündeki rahat ifade içimin sınıflandıramayacağım kadar çok hisle dolmasına neden oldu. Mutluydum, çünkü birlikte eğleniyorduk. Üzgündüm, çünkü birlikte eğleniyorduk. Kızgındım, çünkü birlikte eğleniyorduk ve bundan daha fazlasını istememe sebep oluyordu. Ondan çok daha fazlasını istememe sebep oluyordu.
    Ondan çok daha fazlasını istiyordum.

Söyleyecek daha çok şeyim var bu kitap hakkında aslında. Eğer siz de okuduysanız bana yazabilirsiniz, üzerine uzun uzun konuşabiliriz :D Zaten yakın zamanda da filmi vizyona girecek ama bu kadar güzel bir kitabı umarım iyi bir şekilde aktarabilmişlerdir. Kısacası ben çok sevdim. Karakterler güzel, konusu çok güzel, akıcılığı süper. Daha ne olsun değil mi? Tavsiyemdir efendim, okuyun :)

Puanım:

KGBT 19. Tur || Ölümsüz Aşk - Burcu B. Filiz || Yorum

10/29/2015, BY Buse Güler - Hiç yorum yok:

O bir kadın. O bir bodyguard. O bir… Psişik! Melis, uzun yıllardan sonra ilk saha görevini aldığında, başına geleceklerden de, vermesi gereken zor kararlardan da habersizdi. Görevi gereği erkek kılığına girmesi, alkol kokan gece âlemlerine dalması ve her türlü fuhuş ve seks oyunlarının döndüğü bu yerde, kimliğini deşifre etmeden ipuçlarının izini sürmesi gerekiyordu.
Ta ki… Toprak Arslan'la yeniden karşılaşana kadar!
Arslan Holding'in yakışıklı ve güçlü sahibi Toprak Arslan için hayat sadece işten ibarettir. Uzun yıllar önce ayrıldığı bodyguard'lık görevinden sonra kendisini ticarete vermiş ve aile şirketlerini ülkenin sayılı şirketleri arasına sokmuştur. Fakat yeni bir yatırım için, bir gazinoya ortak olduğundaysa işler hiç beklemediği bir hal almaya başlar. Asla unutamadığı, asla kavuşamadığı kadın yeniden karşısındadır! Geçmiş, iki âşık için de geçmişte kalmayacaktır. Büyülü bir dünyanın kapıları sizler için aralanıyor… 

Herkese merhaba!
Ölümsüz Aşk blog turumuzun üçüncü gününde yorum sırası bana geldi :)
Yorumuma geçmeden önce, eğer sayfamızda devam eden çekilişimize henüz katılmadıysanız buraya, ve ilk kitabın yorumunu okumak için de buraya tıklayabilirsiniz.
Şimdi biraz konusundan bahsedeyim. İlk kitaptan tanıdığımız Melis Saygın ve Toprak Arslan'ın hikayesini okuyoruz Ölümsüz Aşk'ta. İlk kitabı okuyanlar zaten biliyordur ama Melis bir bodyguard. Aslında Toprak da öyleydi, fakat kitabın başlarında görüyorsunuz ki, bu bodyguard'lık görevini bırakmış ve Arslan Holding'in başına geçmiş ve gayet başarılı bir iş adamı olmuş. Melis ve Toprak  geçmişte bir birliktelik yaşamışlar ve sonu pek iyi bitmemiş. Toprak bir e-mail ile Melis'ten ayrıldıktan sonra ortalıktan kaybolmuş. Aradan yıllar geçmiş * sanırım dört yıl* ama Melis'in aşk acısı hâlâ bitebilmiş değil. Bodyguardlık görevine devam etsene de uzun yıllardır saha görevi almamış.  Kitabın başlarında Melis'e bir telefon geliyor ve saha görevine çıkacağı anlaşılıyor. Melis tabii durumdan pek memnun ama işin ayrıntılarını öğrenince ve işe başlayınca bu memnuniyeti devam etmiyor açıkçası. Görevi gereği erkek kılığına girip bir gazino sahibinin bodyguardlığını yapması gerekiyor çünkü bu adamı yakından takibe almaları gerek. Buraya kadar her şey yolunda gidiyor değil mi? Okurken ben de öyle zannetmiştim, ta ki Toprak'ın o gazinonun yeni ortağı olduğunu ve Melis'in genelde onun yanında bodyguardlık yapması gerektiğini öğrenene kadar! Toprak yeni bir yatırım ile o gazinoya ortak oluyor. Ve çiftimiz de o kadar zaman sonra tekrar bir araya gelmiş oluyor, tabii küçük bir ayrıntı var kızımız erkek kılığında :)
Konusundan bu kadar bahsetmem yeterli sanırım. Ölümsüz Aşk benim beğendiğim bir kitap oldu. İlk kitabı çok sevmiştim zaten. Ama Melis ve Toprak'ın hikayesini bu şekilde beklemiyordum açıkçası. Mutlu mesut yaşarlar diye düşünmüştüm ama yazar konuyu çok farklı yerlere çekmiş. Güzel olmuş, belki çok fazla aşk dolu bir kitap değildi fakat aksiyonu boldu yine. İpuçlarını toplayarak okuyorsunuz ve kendini okutturuyor. Zaten Burcu B. Filiz, benim çok sevdiğim, kalemini severek okuduğum yazarlar arasına girmişti ilk kitabı Ünlü Aşk'ı okuduktan sonra. Ölümsüz Aşk'ta beni bu konuda şaşırtmadı gerçekten akıcı bir kitaptı. Kitapta tek sıkıntım redaksiyondu. Daha doğrusu yazım hataları diyebilirim. Okumanıza engel değil ama eğer böyle şeyler çok gözünüze batıyorsa sadece rahatsız olabilirsiniz. Onların da diğer baskılarda düzeleceğini umuyorum :)
Kitabı genel olarak beğendim ve okurken keyifli zaman geçirmemi sağladı. Akıp giden, okumaya başladığınızda bırakamadığınız kitaplar vardır hani, Ölümsüz Aşk onlardan :) Eğer bu tarz kitapları seviyorsanız tavsiyemdir :) 

Kedim ve Ben - Nils Uddenberg || Yorum

10/28/2015, BY Buse Güler - 2 yorum:

August Ödüllü Nils Uddenberg'den içinizi ısıtacak bir Bestseller.
-İnsanlar ve kediler arasındaki ilişki nedir?-Onlar da bizimkilere benzer duygular hissediyor mu?-Ve en önemlisi; ona bağlanmamız, onun için ne ifade ediyor?
Bir evcil hayvan beslemeyi aklının köşesinden bile geçirmeyen yazar Nils Uddenberg, soğuk bir kış günü penceresinin dışında oturan, kocaman sarı gözleriyle kendisini izleyen bir kedi bulur. Nils'in hayatı işte o andan itibaren değişmeye başlar.
Nils zaman içinde evin içerisine kadar girip yerleşen bu sevimli tekirin hayata bakışını nasıl değiştirdiğini, bu kediciğe karşı hissettiklerinin kendisini nasıl şaşırttığını ve bu tüylü hanımefendiye ne çabuk bağlandığını son derece keyifli bir dille anlatırken, bir yandan da kedinin yaşantısını daha yakından inceleyerek, hepimizin merak ettiği bazı soruların cevaplarını arıyor. Kedim ve Ben, sevimli bir tekirin, emekli bir psikiyatr profesörünün hayata bakışını nasıl değiştirdiğinin gerçek hikâyesi…

Herkese merhaba! Nasılsınız? Umarım iyisinizdir.
Yeni bir kitap yorumu ile sizlerleyim. Geldiği günden beri çok okumak istediğim ama yoğunluktan ötürü bir türlü okuyamadığım bir kitap; Kedim ve Ben. Aslında kitap ile ilgili ne düşüneceğimi bilemiyorum. Beklentilerimi karşılayan bir kitap değildi çünkü ben  çok farklı düşünceler ile başlamıştım bu kitaba.
Can Dostum kitabını okumuştum daha önce. Belki doğru bir karşılaştırma değil çünkü Can Dostum bir köpeğin bakış açısından anlatılıyordu ama dolu dolu köpek olan bir hikayeydi. Anlatmak istediğim şu, Kedim ve Ben dolu dolu kedi olan bir hikaye değildi, bana göre.
Kitap yazarın kendi hikayesi. Yani Nils Uddenberg ve kedisi hakkında. Nils yetmişli yaşlarında bir psikiyatri profesörü. Soğuk bir kış günü eşiyle birlikte seyahatten döndükten yaklaşık bir hafta sonra pencerenin önünde kocaman sarı gözleriyle onu izleyen bir kedi ile karşılaşıyor. Hemen kediye ısınıp onu o soğuktan kurtarıp evine aldığını düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Ben de yanıldım çünkü. İlk başlarda ilişkileri bakışmalardan ibaret olsa da kedi varlığını kabullendirmeye kararlı bir şekilde onlardan vazgeçmiyor ve garajlarında, bahçelerinde yatıyor. Ne zaman baksalar oradalar. Ama Nils, kesinlikle bir kedi sahiplenemem, asla evde olmaz, biz seyahat eden bir çiftiz, uygun değiliz diye düşünüyor. Zaman geçtikçe kediye yemek vermeye vs. başlıyorlar ve kedi de bazen eve giriyor. Aslında herkes onlara kediyi beslerlerse asla gitmeyeceğini alışacağını söylüyor ama içten içe yapacak bir şeyleri yok. Acaba bir sahibi var mıdır diye araştırma yapıp polise bile haber veriyorlar. Ama bir sahibi çıkmıyor kediciğin. Ha, bu arada kedinin adı Minnoş. Benim iki kedimden birini adı da Minnoş, bu yüzden ayrı bir sempati ile okudum :D Her neyse, kedinin sahibi çıkmayınca ne yapabiliriz diye düşünüyorlar ve en kötü ihtimalle barınağa gideceği söyleniyor Nils'e. Bu sırada yazar, barınağa gitmesindense veterinere götürürüm ve uyuturlar *yani, sanırım iğne ile öldürürler.* diye düşünüyor. En azından acı çekmez gibisinden. Ben bu düşüncesine çok ama çok sinir oldum. Evet barınaklar hayvanlar için, yavrular için çok iyi yerler değil ama eminim ölümünden daha iyidir. En azından sahiplenebilme ihtimali olur. Daha sonra Minnoş veterinere gidiyor ve dişi olduğu anlaşılıyor. Eh kısırlaştırmak lazım, çünkü Minnoş'un küçük kedileri olursa yazar ne yapacağını bilmiyor ve onları da uyutmaktan bahsediyor... Uyutmaktansa gideyim kısırlaştırayım bari dedi işte. Her neyse, her şey bu kısırlaştırmadan sonra başlıyor diyebilirim çünkü Minnoş'un ameliyat olduğu için evde kalması gerek, özel ilgi istiyor ve Nils ile eşi de iyice alışıyorlar kediye.Ama henüz tam olarak sahiplenmiş değiller, kedi gidiyor dışarıda geziyor, geri geliyor. Bazen gelmiyor, merak ediyorlar.

Zaten kısa bir kitap; yüz otuz üç sayfa. Ortalarına kadar durum bu şekilde devam ediyor. Ben hikaye gibi bir kitap bekledim. Daha çok bilgi amaçlı, başka hayvanlardan, ülkelerin kedi ırklarından vs bahseden bir kitaptı. Yazar tıp doktoru, psikiyatri profesörü. Belki de sebebi budur. Daha çok bilgi verici ve biraz da anılarını yazdığı bir kitap olmuştur. Ama benim gibi hikaye tarzında bir kitap bekliyorsanız beklemeyin. Benim iki kedim var, belki biliyorsunuzdur artık. Bu yüzden ayrı bir sempati ile başladım ve biraz kafa dağıtmak için ara kitabına ihtiyacım vardı. Bir gecede okudum ama, düşüncelerim bunlar :) Beklentilerinizi farklı yönlerde tutarsanız belki beğenebilirsiniz. Elimde Sokak Kedisi Bob ve Bob'un Dünyası da var :) Kedili kitaplar olarak yani :D Onları da okuyacağım ama o böyle değil sanırım, umarım onları severim. Çünkü Can Dostum muhteşemdi! Henüz okumadıysanız, kesinlikle okuyun. Kedim ve Ben ise, siz bilirsiniz. Bana hitap eden bir kitap değildi açıkçası. Benim girdiğim beklentilere girmeden okuyun eğer okuyacaksanız :)
Sevgiler.

Okuma Etkinliği #14 || Romantik Savaş - Elif Yılmaz || Yorum

10/26/2015, BY Buse Güler - 1 yorum:

Birbirinden nefret eden iki insan aynı evde yaşayabilir mi? Liz Grayson'ın, ailesiyle İngiltere'ye taşınmayı reddedince, kendine yeni bir ev bulmaktan başka çaresi kalmamıştı. Buraya kadar her şey güzeldi. Esas felaket, bir gram bile sempati beslemeyi reddettiği Christopher Gonzalez'le aynı evi tutmaya karar verdiğinde başlamıştı. Onlar artık ev arkadaşıydı! Peki, Chris uslanmaz bir çapkınken, umutsuz bir romantik olan Liz ona katlanabilecek miydi? İşte bu konu, tartışmaya açıktı. Romantizm yeteneklerini gösterme sırası şimdi Liz'deydi. Savaş başlasın… Ateş! "Ben kaybedeceğimi bile bile cepheye yürüyordum. Silahlarım onunkiler kadar iyi değildi. Savaşa 1-0 yenik başlamış olmanın zayıflığı ve yorgunluğu içindeydim; ama bunların hiçbirini bilmiyordum. Keşke birileri beni uyarmış olsaydı."
Herkese merhaba!
Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Eğer iyi değilseniz ve reading slump dönemleri hâlâ devam ediyorsa veya zaman bulup kitap okuyamıyorsanız size yorumunu yapacağım, yani okuma etkinliğini yaptığımız Elif Yılmaz'ın Romantik Savaş kitabını öneriyorum. İyi olmanıza yardımcı olacaktır!
Takip edenleriniz biliyordur; Romantik Savaş yazarın ikinci kitabı. İlk kitap Romantik Oyun. Kitaplar bir nevi devam ediyor olsada farklı karakterler oldukları için ilk kitabı okumayan ben, açıkçası pek bir zorluk çekmedim. Ama bu ilk kitabı okumak istemediğim anlamına gelmiyor tabii. İlk kitaptaki karakterler Tina ve Steven'ın sonlarını öğrenmiş olsam da, onların hikayelerinin başlangıçlarını da gerçekten çok merak ettim. Dediğim gibi ilk kitap Tina ve Steven'ın hikayesiydi. Okuyacaktım, başlamıştım fakat elimde olmayan sebeplerden ötürü devam edemedim, en yakın zamanda onu da okuyacağım :)
Romantik Savaş; Chris ve Liz'in hikayesi. Chris, Tina'nın kuzeni ve Liz de Tina'nın arkadaşı. Bizimkilerin birbirlerine büyük bir nefret beslediklerini söylesem abartmış olmam sanırım. Pardon,düzeltiyorum! Liz'in Chris'e karşı resmen elle tutulur bir nefret duyduğunu söyleyebilirim. Çünkü olayları Liz'in tarafından okuduğum için bu daha net hissedildi :D Şimdi diyorsunuz ki ne oldu da bu kadar nefret duymaya başladı? Anlatıyorum hemen. Bunlar ilk karşılaştıklarında Chris Tina'ya, Liz için "Kim bu ufaklık?" demiş. UFAKLIK. Anladınız değil mi? İşte bu nefret o zamanlara dayanıyor. Chris Liz'e ufaklık dedikçe kızımız da Chris'e gereksiz diyor. Bence gayet iyi anlaşıyorlar, diyalogları çok eğlenceli, en azından okurken.
Şimdi bizim bu birbirinden pek hoşlanmayan çiftimiz aynı evde yaşamak zorunda kalırlarsa ne olur dersiniz? Evet, ev arıyorlar ve tutmak için gittiklerinde aynı evi istediklerini anlıyorlar. Bir sonuca varamadıkları için de ev arkadaşı olarak evde yaşamaya başlıyorlar. Yemek masasında bile rahat durmayan, sürekli atışan Chris ve Liz için ilk zamanlar iyi geçmiş olsa da bir süre sonra bizimkilerin tartışmaları başlıyor ve girdikleri bir iddia sonucu kendilerini romantik bir savaşın içinde buluyorlar :)

Çiftimizi okumak gerçekten çok eğlenceliydi. İlk başlarda Liz'e biraz kızdım. 'Abartıyorsun bu kadar nefret etmekle.' dedim içimden. Sonra okuyup Chris'in kıza verdiği cevapları ve davranış şeklini görünce 'oh olsun sana Chris!' dedim :D  Diyaloglar çok eğlenceliydi. İkisinin de birbirinden altta kalır yanları yoktu açıkçası ve zaten bir iddianın içinde olmaları bunu daha da kızıştırdı bence.
Okumak eğlenceliydi dedim ama bu duygulanmadığım anlamına gelmez. Liz, Chris'e karşı bir şeyler hissettiğini anladığında ve hisleri daha da artarken onun düşüncelerini okumak gerçekten içim sızladı. Olaylar bir ara öyle bir yere gitti ki hiç birlikte olamayacaklar sandım. Ayrıca kitapta ilk kitaptan çoğunuzun tanıdığı benim pek tanımadığım Tina ve Steven da vardı. Gerçekten çok eğlenceli karakterlere benziyorlar. Kitabın sonuna gelirsem, hikayenin güzel bir şekilde bağlandığını ve havada kalmadığını düşünüyorum. Son bölümden sonra yazar Tina ve Steven'ı unutmamış ve onlar için de bir son yazmış, bence bu çok hoştu :) Kitap gayet akıcıydı, sıkılmadan okuyabilirsiniz.
Son olarak tasarıma gelirsek, kitabın kapağını çok sevdim. İlk kitapla yan yana durunca uyumlu görünüyorlar ve bu benim için önemli bir şey :) Ayrıca kitapta yazan cümlenin ne kadar doğru olduğunu okumaya başlarken tam anlamamış olsam da kitabı bitirdikten sonra çok doğru olduğunu düşündüm. "Birinden nefret etmek için, önce onu sevmek gerekir."
Romantik Savaş'ı okuduğunuzda keyifle vakit geçireceğinizi ve tüm bu yazdıklarıma hak vereceğinizi düşünüyorum. Umarım sizler de okuyunca benim kadar seversiniz :)
Sevgiler.
 Puanım:

Okuma Etkinliği #14 || Romantik Savaş - Elif Yılmaz || Ön Okuma

10/23/2015, BY Buse Güler - Hiç yorum yok:

Herkese merhaba!
Yeni okuma etkinliğimiz Postiga Yayınları sponsorluğunda Elif Yılmaz'ın Romantik Savaş kitabına gerçekleşiyor ve bugün ilk gün :)
Eğer bir kişiye etkinlik kitabımızı hediye ettiğimiz çekilişimize katılmak isterseniz buradan katılabilirsiniz :)

Şimdi sizi Romantik Savaş'ın tadımlık ön okuması ile baş başa bırakıyorum :) Etkinliğin son gününde yorumum ile tekrar buralarda olacağım :)


Sonbahar Bitmeden || Etkinlik

10/21/2015, BY Buse Güler - 6 yorum:

Herkese merhabaaaa!
Nasılsınız? Umarım iyisinizdir. Sonbahar Bitmeden isimli bir etkinlik yapıyoruz :) İsminden de anlaşılacağı gibi sonbahar bitmeden okumak istediğimiz kitapları listeleyeceğiz. Gerçi bu sıralar elimde sürünüyor kitaplar. Çok sevdiğim kitaplar da olsa. Ama olsun ben listemi şuraya bırakayım da belki okunur. Hem zaten Güz okuma şenliği için bir listem vardı. Oradan seçtim bu kitapları da, hatta biraz ince kitaplar tercih ettim, motive olayım diye :D Ah ah, reading slump dönemine tekrar girmeden ufaktan ben okumaya başlıyım bence. Lafı yine çok uzattım değil mi? Neyse, listeme dönelim. Ama listeme bakmadan önce diğer katılımcı blogların linklerini bırakayım, göz atmak isterseniz diye:)


Okumak istediğim kitaplar:

1-Romantik Savaş - Elif Yılmaz


Hatta okumaya başladım bile :) İlk kitabı okumadım, başlamıştım ama araya başka bir kitap eklemek zorunda kalmıştım ama Romantik Savaş'ı şimdiden sevdim, bitince diğer kitabını da okuyacağım boş olduğum bir zaman :)

2- Ölümsüz Aşk - Burcu B. Filiz


Yazarın ilk kitabı Ünlü Aşk'ı okumuş ve çok sevmiştim. Ölümsüz Aşk'ı da seveceğimi umuyorum. Zaten tur kitabımız, yakında yorumu blogda olur :)

3- Şeytan Tüyü - Julie James


Sanırım iki ay önce babil.com siparişimle almıştım. Tasarımı muhteşem! Konusu zaten ilgimi çekmişti :D Kristal Kitap önerdi, kolay okunabilir, akıcı dedi bende ekledim listeye :D İkinci kitabı da çevirideymiş, isabet oldu okuyacak olmam ^-^ 

4- Kedim ve Ben - Nils Uddenberg


Fazla bir şey söylememe gerek var mı? Kediler benimle bir bütün oldu artık. Blogum, instagram hesabım, facebook profilim :D İki tane kedim var henüz küçükler yani 10 aylık civarındalar. Ve blogumun kapak resminde iki kedi varya? Heh işte. Onlar resmen benim kedilerim. Minnoş ve Duman. Sanki birisi fotoğraflarını çekmiş ve özellikle çizmiş :D Bu kitap da çıktığından beri ilgimi çekiyordu. Etkinlik sayesinde okuyacağım. Kitapta geçen kedinin ismi de Minnoş benim ilk kedimin adı yani :D Zevkle okuyacağıma eminim *-* 

5- Tesadüf - Jamie McGuire 


Yazar favorilerimden biri, gerçi son zamanlarda pek onun kitaplarını okumadım ama olsun, geri dönmüş olurum böylelikle :D  Tesadüf kısa bir kitap, listemdeki kısa kitaplardan biri. Umarım hemen okur ve severim. :)

6- Belalı Düğün - Jamie McGuire


İşte bir Jamie kitabı daha ve işte bir ince kitap daha! :D Belalı Düğün Tatlı Bela ve Ayaklı Bela'nın novella kitabı. Resmen bu kitabı kitaplığımda unuttum. Okuyacağız bakalım hem uzun zaman sonra yeniden Travis ve Abby'i okumak eğlenceli olacaktır :)

7- Bayan Peregrine'nin Tuhaf Çocukları - Ransom Riggs


Kristal'in önerilerinden :) Zaten okuma listemdeydi bende biraz öne aldım. Epey merak ettiğim bir kitap, bir çırpıda okumayı planlıyorum ve tasarımı muhteşem.Ciltli kitap gibi sert bir kapağı var ve sırt kısmı kitaplıkta çok güzel duruyor :D 

8- Çirkin Aşk  - Colleen Hoover 


Evet, evet henüz okumadım. Yazar benim favorilerimden. Ülkemizde bildiğim kadarıyla sadece dört kitabı çıktı. Umutsuz, Yeni Bir Umut, Çarpılma ve Çirkin Aşk. Bende tüm kitaplar var ama sadece Umutsuz ve Yeni Bir Umut'u okudum, bunları okuyunca bile Colleen Hoover favori yazarlarımdan biri oldu :) Hazır filmi de çıkacak, okuyayım bari Çirkin Aşk'ı. :D 

9- Meleklerin Kanı - Nalini Singh 


Kitap tam bir tasarım harikası. Artemis Yayınları'ndan çıktığı zaman pek ilgimi çekmemişti.Çok konuşuldu, çok önerildi bakalım ben okuyunca sevecek miyim? Umarım zamanım yeter ve okurum çünkü bu listede öncelik sıramda değil :D Belki de olur, ruh halime göre artık. 

10- Psikopat - Mihri Mavi


İtiraf ediyorum burası için başka bir kitabım vardı fakat bugün alışveriş kargom geldi ve Psikopat çok ilgimi çekti birden. Ayracı olsun, kapağı, cildi ve posteri falan :D O yüzden yakın zamanda onu okumak istiyorum :)

Eveeet benim listem bu kadar. Sonbahar bitmeden on kitap okuyabilir miyim bilmiyorum ama işte on kitap olsun dedim, hepsini illa okuyacağım diye bir zorlama getirmiyorum kendime yoksa hiçbirini okuyamam :D Okudukça yorumlarımı blogda bulabilirsiniz. Eğer listemde okuduğunuz, okumak istediğiniz kitaplar varsa yorum bırakmayı unutmayın :) Ayrıca siz de katılmak isterseniz listenizi yorum olarak bırakabilirsiniz. 

Sevgiler.








KGBT 18. Tur || Karanlığın Külleri - İlknur Birdal || Yorum

10/09/2015, BY Buse Güler - Hiç yorum yok:

Herkese merhaba :)
Karanlığın Külleri blog turumuzun son gününde yorum sırası bana geldi. Eğer yorumumu okumadan önce hâlâ çekilişe katılmadıysanız buradan katılabilirsiniz :)











Bir adam, küllerinden yeniden doğabilir mi? Ve bir kadın, zifiri karanlık bir yüreğe ne kadar dokunabilir? 
Kalbini korumak için acımasız birine dönüşen bir adam ve aşkı için savaşmayı seçen bir kadın. Afra ve Devrim'in amansız mücadelesi… 
Amansız bir mücadeledir aşk; kendinle savaşırsın, duygularınla savaşırsın, sevdiğinle savaşırsın. Bir an gelir ayrılıkla savaşırsın. Acısıyla, yokluğuyla, özlemiyle savaşırsın. Amansız savaşın hiç bitmez aslında. Âşık olduğunda savaşmayı göze almalısın.
“Seninle ben olmayacak Devrim biz olacağız. Bir bütün olacağız. Hem de öyle güzel olacağız ki, bakan hayran, duyan âşık olacak.” 











Karanlığın Külleri, İlknur Birdal'ın ikinci kitabı. İlk kitap Satılık. İkinci kitap olan Karanlığın Külleri'nde Satılık kitabındaki Devran'ın kardeşi olan Devrim'in hikayesi var. Daha doğrusu Devrim ve Afra'nın. Önce biraz karakterlerden bahsedeyim.

Devrim, Satılık kitabının sonunda yaşadığı bir olay yüzünden pek iyi durumda değil. Kadınlara olan inancını kaybetmiş diyebiliriz. Aşk, kadınlar, ilişkiler, bunlar artık Devrim için pek bir şey ifade etmiyor. O tek gecelik ilişkileri tercih ediyor artık. Gözü pek bir şeyi görmüyor aslında. Hatta o yaşadığı olayın ardından yüzünde bir yara izi oluşmuş ve onu her gördükçe hatırlıyor olanları. Sürekli yaşadığı bir olay diyorum çünkü eğer henüz Satılık kitabını okumamış olanlarınız varsa spoiler olmasını istemiyorum :) Okuyanlar bilir zaten.

Afra ise bir evin bir kızı. İtalya'da okuyor ve babası vefat ettiği için aniden Türkiye'ye dönüyor. Babasının vefatından sonra annesi de felç geçiriyor. Durum böyle olunca Afra babasının inşaat şirketinde işlerin başına geçiyor. Çok da başarılı bir iş kadını oluyor.

Devrim ve Afra'nın ilk karşılaşması aslında İtalya'da olmuş ama Devrim bunun farkında değil. Afra ise onu gördüğü ilk andan itibaren aşık. Aslında bunu biraz saplantı haline getirmiş ve Devrim'in her şeyini araştırmış, yaşadığı olayları falan hepsini biliyor yani. Saplantı diyorum çünkü kızımız arabasıyla gidip geceleri Devrim'in evini gözetliyor. Devrim'in bir kadınla geldiğini görüyor sonra kadın gidene kadar bekliyor işte, izliyor yani. Bu durumdan ailesi de rahatsız, Afra'nın küçüklüğünden beri onlarla olan evde yardımcıları bir kadın var ve o kızımızı uyarsa da Afra söz dinlemiyor tabii. 

Daha sonraki karşılaşmaları şu şekilde oluyor. Afra, Devrim'e bir iş teklifi götürüyor. Devrim bu arada bir mimar. Hem de ödüllü bir mimar. İşte iş teklifi götürdüğü zaman ancak Devrim Afra'nın farkına varabiliyor ve ikilimiz bu şekilde resmen tanışmış oluyorlar. Olaylar da devam ediyor zaten :)

Ben kitabı sevdim. İlk kitabı okumadığım için bazı takıldığım noktalar oldu başlarda ama sonradan kitabın içinde zaten takılmadan okuyabiliyorsunuz. Eğer ilk kitabı okumadıysanız tek sıkıntı o olabilir. Akıcı bir kitaptı gerçekten kısa zamanda bitebilir. Şimdi benim için sırada Satılık var :) Annem okumuş ve kitaba bayılmıştı. Zaten ilk kitabı okuduysanız Karanlığın Külleri'ni kaçırmazsınız. Ama henüz okumadıysanız ikisini birden almanızı tavsiye ederim :) 



Okuma Etkinliği #13 || Aşk Büyüsü - Tuba Atıcı Coşar || Alıntı

10/07/2015, BY Buse Güler - Hiç yorum yok:

Etkinliğimizin ikinci gününde alıntılar ile sizlerleyim :) 
Bu paylaşacaklarım haricinde başka alıntılar da paylaşmaya devam edeceğimiz sayfamızı buradan takip edebilir ve henüz katılmadıysanız çekilişime katılabilirsiniz :)

İlk gün paylaştığım yorumumu da buradan okuyabilirsiniz.














KGBT 18. Tur || Karanlığın Külleri - İlknur Birdal || Ön Okuma

10/05/2015, BY Buse Güler - 2 yorum:

Herkese merhaba :)
Postiga Yayınları sponsorluğunda on sekizinci blog turumuz İlknur Birdal'ın Karanlığın Külleri isimli kitabına gerçekleşiyor :) Kitabımızın ön okumasını aşağıdan okuyabilirsiniz :)

Facebook sayfamızda iki kişiye tur kitabımızı hediye ettiğimiz çekilişe katılmak isterseniz buradan katılabilirsiniz.


Okuma Etkinliği #13 || Aşk Büyüsü - Tuba Atıcı Coşar || Yorum + Ön Okuma

10/05/2015, BY Buse Güler - Hiç yorum yok:

Herkese merhaba.
Yine çok güzel bir okuma etkinliği ile sizlerleyim ve bugün Dokuz Yayınları sponsorluğunda gerçekleştirdiğimiz etkinliğimizde ilk gün. İlk yorum benim yani :) Yorumuma geçmeden önce, 3-9 Ekim tarihleri arasında gerçekleşen yarışmamıza katılmak için buraya tıklayabilirsiniz. Ve yorumumun sonundaki ön okumaya göz atmayı unutmayın :)








Aşka dair her şey aşk büyüsüne kapılır…
Ani bir çarpışma ile başlayan ve birbirlerinden ilk görüşte etkilenen Ela ve Baran için yaşadıklarına rağmen aşkın büyüsüne kapılmak hiç zor olmamıştı.
Ela, başına gelen acı olayı öğrendikten sonra canını yakan her şeyden kurtulmak için çok sevdiği şehrini terk etmişti. Yalnız kalıp olanları unutmak için gittiği yerde başına geleceklerden habersiz iki ay geçirmişti. Yaşananları geride bıraktığında artık daha güçlü bir kadındı. Bir daha hiçbir erkeğe kapılmayacağına kendini inandırmıştı. Ta ki hayatında gördüğü en yakışıklı adamın kollarına düşüp, kendini onda kaybedene kadar…
Baran, otoriter bir patron, harika bir arkadaş ve ailesine bağlı bir evlat olmasına rağmen hayatın ona gençlik yıllarında acımasızca aşıladığı güvensizlikle bambaşka bir adam olmaya zorlanmıştır. Kendinden emin duruşu ve açık sözlülüğü, ukala tavırları ve serseriliği ile dikkat çeken Baran, hiç beklemediği bir anda ela gözlerin esiri olunca, sudan çıkmış balığa döner. Hızla ve tutkuyla birbirlerine bağlandıkları anda geçmiş peşlerinden gelmiş, Ela ve Baran için bir anda her şey değişmiştir.
"İçim acıyordu, pişmandım. Her şeyden önce suçluydum ama o kadar bencildim ki yine onu istemekten kendimi alamıyordum."

Ela ve Baran havaalanında çarpışarak karşılaşıyorlar ilk olarak. Daha sonra yine karşılaşıyorlar ve yine yine yine. Seyahat edip havaalanından çıkana kadar bu böyle devam ediyor. Kader onları sürekli bir araya getirmekten pek memnun görünse de çiftimiz ilk etapta dışarıdan pek memnun görünmüyor. Ama içleri? Daha birbirlerini gördükleri ilk andan itibaren içlerinde yanmaya başlayan bir ateş var. Aşk... Aslında bunları tesadüf olarak görseler de sonradan anlayacaklar ki kader gerçekten onları bir araya getirmek için büyük hamleler yapmış ve iyi ki de yapmış :) 
Ela Aksoy ve Baran Adalı aslında geçmiş olarak birbirlerine çok benzeyen karakterler, bana göre. İkisi de zamanında çok sevmiş, güvenmiş ve sonunda acı çeken taraf kendileri olmuş. Belki de o yüzden ilk başta hemen birbirlerine kapılmadılar, geri durdular.
Şöyle bir gerçek var. Baran gerçekten hayran olunası bir adam. Bu zaten genelde kitaplarda rastladığımız bir şey aslında. Hepimizin aşık olduğu karakterler vardır değil mi? Yazarlar sanki onun için tasarlarlar. Gerçi Baran diğer okuduğum tüm karakterlerden farklı birisi benim için. Tamam, hayran oluyoruz ama onda farklı bir şeyler var.Yalnız şuraya kocaman bir ama ekleyelim. Ama, Aşk Büyüsü'nde hayran olunası bir adamın yanında bir de kadın var; Ela. Kitabı bu kadar çok sevmemin en büyük nedenlerinden biri Ela. Sümsük, salak karakterlerden o kadar çok sıkılmışken bu kız bana ilaç gibi geldi. O minicik burnunu Baran'a karşı kaldırması, kafa tutması hiç altta kalmaması benim çok ama çok hoşuma gitti. İkilinin konuşmalarını daha doğrusu atışmalarını kahkahalarla okudum. Gerçi Baran'da biraz değişti gibi. Ela'nın karşısında yelkenlerini suya indiren aşık bir adam Baran :)
Aşk Büyüsü'nün yeri bende her zaman farklı olacak. Bunun sebeplerinden biri de karakterlerin ve diyalogların bu kadar gerçekçi olmasıydı. Tamam okuyoruz, seviyoruz, gülüyoruz ama bir yerde onların kurgu olduğunun farkındayız. Ben okurken eğer 'aslında bu hikaye gerçekmiş, böyle kişiler var.' denseydi inanın hiç şaşırmazdım. Bir bayan veya bir erkek okuyucu kitabı alıp okuduğu zaman kesinlikle kendinden bir şeyler bulacaktır. Aslında kitaplarda yani olay ve karakterlerde olmasını istediğimiz tüm şeyler vardı neredeyse. Bunun yanında olmasını istemediğimiz şeyler de yoktu. Okuyucuyu bu konuda düşünen bir yazarımız var, sağolsun :) Ben de bunu yazarın da çok iyi bir okuyucu olmasına bağlıyorum.
Az önce bir bayan veya bir erkek okuyucu okusa kendilerinden birşeyler bulacaktır dedim. Çünkü kitap hem Baran hem de Ela'nın bakış açısından anlatılıyor. İkisinin de duygularını, düşüncelerini okumak benim çok sevdiğim bir yönü oldu kitabın. Çünkü ileride öyle olaylar olacak ki, eğer iki tarafın da düşüncelerini okumasak *ki ben o düşünceleri okurken resmen dağıldım, ağlayacağımı düşünmezdim ama ağlattı.* sanırım ya Ela'dan ya da Baran'dan nefret edenlerimiz olacaktı. Gerçi, şimdi Baran Adalı gibi bir adam varsa eğer karşımızda, Ela melek bile olsa ondan nefret edenler yine çıkacaktır :D Fakat ben onlardan biri değilim çünkü benim çok ama çok sevdiğim bir karakter oldu Ela. Böyle kadın karakterlere ihtiyacımız var bence. Baran ve Ela'nın birbirlerine duygularını pek göstermediği zamanlarda, başlarda yani aslında iç seslerinin hiç öyle demediğini okurken çok eğlendim. Karakterleri bu kadar benimsemiş olmamın bir diğer sebebi iç seslerinin bu kadar iyi aktarılmış olmasıydı. Her şey yerindeydi. Ne eksik ne fazla.
İleride olaylar oluyor demiştim. Son yüz sayfa beni öldürdü. *aslında son denemez son 20 sayfa falan yine süperdi.* Başlarında bu kadar kahkaha atıp eğlendiğim bir kitaba böyle ağlayacağımı hiç düşünmezdim ama dedim ya işte ah o iç sesler! Kitapta Baran'a gerçekten sinirlendiğim kısımlar oldu. 'Yapma canım, yapma Baran,' diye onu bir sarsmak istedim. 'Bu kadar iyi niyetli olma.' demek istedim. Baran'a sinir oldum ya, Ela da deli etti beni. Ama şimdi düşüncelerini okurken de pek kızmak mümkün değil. Bakıyorum Ela kendi adına haklı, onuda anlıyorum. Yapamıyorsunuz yani, kızamıyorsunuz. Resmen kitabı okurken kişilik bölünmesi yaşadım ya, bir tarafım kızıyor bir tarafım anlıyor, hak veriyor :D
"Aşk bana sadece seninle yakıştı."
Şimdiye kadar çok kitap okudum, ama hiçbirini tek bir cümle ile anlatabileceğimi sanmıyorum. Bu Aşk Büyüsü için geçerli değil. Eğer tek bir cümle ile anlatmam gerekse "Aşk onlara sadece birbirleriyle yakıştı." derdim. Eğer kitabı okumadıysanız şuan size bir şey ifade etmeyebilir, fakat okuduktan sonra bana hak vereceksiniz, emin olun. Baran ve Ela'ya aşk gerçekten ancak bu kadar yakışabilirdi. O da birlikteyken yakıştı zaten.
Diğer karakterlerden de ufak da olsa bahsetmek istiyorum çünkü onları da çok sevdim ve onların hikayelerini okumak için sabırsızlanıyorum :) Kemal ve Didem; Ela'nın çocukluk arkadaşları. Didem öldürdü beni, gerçekten çok eğlenceli bir karakter. O lafları, Baran'a söylediği sözler, muhteşem bir kadın. Berk ve Beren. Beren, Baran'ın kardeşi yani. Ela ile ilk tanışmaları çok güzeldi :D  Çok cici bir karakter :D  Berk, Ela'nın patronu. Onun için ne söylesem bilemedim şimdi. Bir Baran Adalı olamaz şuan benim gözümde ama çok iyi bir karakterdi, Ela'ya yaptıkları çok güzel şeylerdi. Ama bakalım onun hikayesini okuyunca nasıl düşüneceğim :)

Kitabın kapağını da çok güzel bulduğumu söylemek istiyorum. Benim için kitap kapaklarında önemli olan şey aslında yüzlerinin gözükmemesi. Kafamda ben canlandırayım istiyorum. Aşk Büyüsü de o kitaplardan biri oldu. Gerçi benim kafamda oluşturduğum bir cast var, tam kafamda canlandırdığım karakterler. Sanki yazar onlara bakarak yazmış, o derece :D *onları da bazı alıntılarda kullandık zaten,  etkinlik sayfasını takip etmeyi unutmayın.* Kitabın ön kapağı bu kadar güzelken arka kapağının daha bi muhteşem olması beni hiç şaşırtmadı :D Ama gerçekten çok çok güzel. Baksanıza küçük küçük kalpler, desenlere bayıldım. Zaten konuştuğum kişiler hep arka kapağı da  çok güzel dediler, hemfikiriz yani :D Kitap çok akıcıydı, olaylar ve anlatım gerçekten kitabı okurken zamanın nasıl geçtiğini anlamamanızı sağlıyor.
Son olarak Aşk Büyüsü; hem kadın hem de erkek karakteri eşit derecede sevdiğim tek kitap olarak kütüphanemde yerini aldı :) Ela & Baran çiftini çok ama çok sevdim. Sayelerinde, kitabı okurken o kadar çok yeri işaretledim ki kitap dilek ağacına döndü :D
Sanırım lafı çok uzattım ama daha kısa bir yorum yazmam mümkün değildi, hâlâ anlatmak istediklerim var, spoiler olmasın diye yazmıyorum ayrıntılı olarak. Kitabı okuduktan sonra bana yazabilirsiniz, uzun uzun konuşabiliriz :) Eğer buraya kadar bırakmadan okuduysanız yorumumu teşekkür ederim. 

Puanım: